7 Kasım 2013 Perşembe

Çin Sanatı ve Yeşim Taşı

Çinliler, Yang-şao ve Lung-mın boyalı çömlekçilik ürünlerinden de anlaşılacağı gibi, cilalı taş devrinden başlayarak, süsleme sanatına büyük bir beğeniyle eğilmişlerdir, daha sonra insanların tarlada çalışması azaldığı ölçüde, sanat etkinlikleri de çeşitlilik kazanmıştır. Çin sanatının özgün niteliği, geleneğe bağlılıktır (çok sonraları, çömlekçilik alanında yeniden ele alınacak tunçtan yapılma bazı arkaik biçimler, günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır); bununla birlikte, geneğe bağlılık Çin sanatını hiçbir zaman olumsuz yönde etkilememiştir: Çinli sanatçı ve zanaatçı, her zaman yeni birşey bulmayı bilmiş, sanatı günlük yaşamın en ince ayrıntılarına kadar yaygınlaştırmayı başarmıştır.. Öte yandan Çin sanatının kendi içine kapanıp kaldığını düşünmek de yanlış olur, çünkü Çinliler yabancıların katkılarını kendi kültür miraslarına katmayı bilmişlerdir. Üstelik, Çin sanatının en yaratıcı dönemleri, yabancılarla ilişkilerin arttığı dönemlerdir.

El sanatları

Çin'de heykeltraşlık, metal işleri, dokuma ve nakış, halk resimleri, seramik ve vernikli eşyalar gibi çeşitli el sanatları yanısıra kağıt işleri, fenerler, uçurtmalar ve oyuncaklar gibi geleneksel halk sanatları bulunmaktadır. Çin'de üretilen yeşim, fildişi oyma, emaye, nakış ve porselen eşyalar bütün dünyada ün kazanmıştır.
Çin'in başlıca yeşim oymacılık merkezleri Beijing, Shanghai, Guangzhou, Liaoning, Jiangsu ve Xinjiang'dadır. Büyük oyma yeşim esyalar arasında buhurdanlıklar, vazolar, şekiller, kuşlar, hayvanlar ve çiçekler bulunmaktadır. Küçük yeşim eşyalar ise broşlar, yüzükler, ağızlıklar ve mühürler bulunmaktadır. Büyük fildişi oyma merkezleri ise her biri kendi tarzını geliştirmiş olan Beijing, Guangzhou ve Shanghai'da bulunmaktadır. Beijing, yuvarlak ve öteki güzel renkli eşyalar üzerindeki gerçeği andıran insan şekilleri ile ün kazanmıştır. Guangzhou da zarif bir şekilde oyulmuş ortak merkezli fildişi toplar, gemiler ve çiçekli kulelerle tanınmıştır. Shanghai kentinde tatlısu midyeleri ve balıklarını tasvir eden benzersiz zariflikteki fildişi oyma eşyalar üretilmektedir. Minyatür fildişi oyma sanatı Beijing ve Shanghai'da da gelişmiştir. Sanatkârlar, bir pirinç tanesi büyüklüğündeki küçük fildişi parçaları üzerine manzara veya uzun metinleri oymaktadırlar. Yaptıkları iş gerçekten mucizevi görünmektedir.
Emaye ürünleri ise bir metal kaba döküm üzerine bakır şeritleri özenli bir şekilde yerleştiren sanatkârlar tarafından yaratılan dekoratif emaye eşyalardan oluşmaktadır. Şeritler iÇindeki alanlar daha sonra farklı renklerdeki emaye hamurları ile doldurulmakta ve bakır şeritler lehimlenmektedir. Bu şekilde hazırlanan emaye eşya, ateşte pişirildikten sonra cilalanıp süslenerek metal ve emayenin gözalıcı bir bileşimi oluşturulmaktadır. Süs amaçlı emaye eşyalar arasında tabaklar, vazolar, buhurdanlıklar ve kavanozlar; kullanılan eşyalar ise masa lambaları, meyve tabakları, şeker kavanozları ve kirtasiye veya sigaralıklar bulunmaktadır. Başlıca emaye eşya üretim merkezi Beijing'dir. Ürünlerinin bir çoğu seçkin yabancı konuklara sunulacak değerli hediyeler olarak seçilmektedir.
Sanatkârlar, istenen desen, renk, ton ve mekânsal etkileri oluşturmak iÇin bir kaç düzine dikiş türü kullanmaktadır. Çin'deki dört meşhur nakılş tarzı, Suzhou, Hunan, Sichuan ve Guangdong tarzlarıdır. Suzhou nakış ürünleri, kedileri ve kırmızı balıkları, Hunan nakış ürünleri aslanları ve kaplanları; Sichuan nakış ürünleri sazanları, horozları ve horozibikleri, Guangdong nakışı ise sıcak bir şekilde dekore edilmiş güneş, yeşil çam ağaçları, yeşil bambu ağaçları, şakayıklar ve kırmızı erik çiçeklerinden oluşan panaromik bir fon üzerindeki Ankaya Tapınan Yüz Kuş eseri ile ün kazanmıştır.

Resim

Çin resminin geçmişi, yaklaşık 6,000 yıl önce Neolitik Çağdaki boyalı çanak çömleklere uzanmaktadır. Savaşan Devletler Döneminde Chu devletinde yapılmış olan "Ejderha ve Anka" ile "BirEjderhanın Ehlileştirilmesi" adlı iki resim, Çin'de bugüne kadar bulunmuş olan en eksi resimlerdir. Bunlar, bugünkü Changsha kenti yakınlarındaki bir mezarda bulunmuşlardır. Geleneksel Çin resmi, Sui, Tang, Beş Hanedan ve Song dönemlerinde gelişmiştir. Sui Hanedanı dönemi ressamlarından Zhan Ziqian'ın İlkbaharda Yolculuk adlı eseri, bazen Çin peyzaj resminin en değerli parçası olarak kabul edilmektedir. "Bilge Ressam" olarak bilinen Tang Hanedanı ressamı Wu Daozi, çağlar boyunca koleksiyoncuların peşinden koştuğu eserler üretmiştir. Song Hanedanı döneminde Zhang Zeduan tarafından 24.8 cm eninde 258 cm genişliğindeki bir ipek parşömen üzerine yapılan Qingming Festivalinde Nehir Kenarı Manzaraları adlı resim, Kuzey Song devletinin başkenti Bianliang'daki (günümüzdeki Kaifeng) yoğun günlük yaşamı canlı bir şekilde tasvir etmektedir. Resimdeki güzellik ve bilgi zenginliği, bugün hala görenleri hayran bırakmaktadır. Yuan Hanedanı döneminde mürekkeple boyama hanedanları döneminde Ming döneminde yasamış olan Shen Zhou, Wen Zhengming, Tang Yin (Bo-hu) ve Qiu Ying ve Qing döneminde yasamış olan Zhu Da (Badashanren), Shi Tao, Zheng Xie (Banqiao) ve Li Shan gibi bir çok tanınmış ressam yetişmiştir. Çince'de "guohua" olarak bilinen geleneksel Çin resimleri, kağıt veya ipek üzerine mürekkep ve/veya renklerle boyanmaktadır. Çin resimleri genellikle iki tarza ayrılır: xieyi (ölçü ve araç kullanmadan elle yapılan resim) ve gongbi ("maharetli fırça"). Xieyi'nin özelliği, mürekkep tonunun dikkatli kontrolü, kısıtlanmamış fırça darbeleri kullanılması ve gereksiz fırça darbeleri olmamasıdır. Manzaraların, şekillerin ve öteki nesnelerin özü, asgari düzeyde ifade edici mürekkeple verilmektedir. Gongbi resimlerindeki fırça çalışması ise bunun aksine ince ve görsel olarak karmaşıktır. Kesinlik, ayrıntılara önem verilmesi ile sağlanır; baştaki saç veya bir kuşun kanatlarındaki tüyler, düzgün ve dikkatli bir şekilde çizilir. Çağdaş ressam Zhang Daqian, xieyi alanındaki becerisiyle tanınmıştır. Bir başka tanınmış ressam olan Qi Baishi, bazen xieyi ve gongbi'nin iki zıt tekniğini bir resimde birleştirerek, bazılarına göre yeni bir tarz yaratmıştır. Modern dönemin öteki tanınmış ressamları arasında Xu Beihong, Pan Tianshou, Huang Binhong, Li Kuchan, Li Keran, Fu Baoshi, Liu Haisu, Ye Qianyu ve Guan Shanyue bulunmaktadır.

Çin, ayrıca yağlıboya, grafik ve suluboya gibi Batı tarzı resim dallarında büyük ilerleme kaydetmiştir. Bazı güzel sanatlar fakültelerinde ve okullarında Batı tarzı resim dersleri verilmektedir. Birçok Çinli ressam, geleneksel Çin resim tekniklerini Batı teknikleri ile birleştiren sanat eserleri yaratarak Çin sanat dünyasına yeni bir ışık getirmişlerdir.

Seramik
Çin'de çok eski zamanlardan bu yana üretilmektedir. Günümüzde başlıca porselen üreticileri arasında Jiangxi'deki Jingdez-hen, Hunan'daki Liling, Fujian'daki Dehua, Hebei'deki Tangshan ve Handan, Henan'daki Linru ve Yuxian, Zhejiang'daki Longquan ve Shandong'daki Zibo bulunmaktadır. Çin'in tanınmış porselen merkezi olan Jingdezhen'de üretilen porselen, gerek ülke iÇinde gerekse dışarıda meşhurdur. Bir halk deyişinde ifade edildiği gibi "yeşim kadar beyaz, bir ayna kadar parlak, bir kağıt kadar ince ve bir çan sesi kadar tınılıdır". Bu kentin ince, mavi ve beyaz, gül ve renkli sırlı porselenleri  bütün dünyada meşhurdur. Jiangsu'daki Yixing kenti, aynı renkteki yerel kilden yapılan morumsu-kahverengi çaydanlıkları nedeniyle Çin'in çanak çömlek başkenti olarak bilinmektedir. Basit bir biçime sahip olan ince dokulu çaydanlıklar, belirgin bir Çin tarzını yansıtmaktadır. Bir Yixing çaydanlığında yapılan çay, bu morumsu-kahverengi kilin özel kalitesi sayesinde güzel kokusu ve lezzetini uzun süre muhafaza eder. Aynı şekilde bir Yixing güvecinde pişirilen yemek çok lezzetlidir. 









Yeşim taşını yakından inceleyelim:
Yeşim, binlerce yıldır Çin'de bilinir ve kullanılırdı. Daha M.Ö. 3000 civarlarında yeşim Çin'de yukraliyet cevheri olarak tanınırdı. En çok insan kafası, hayvan, ağaç, mobilya gibi heykelcikler yapımında kullanılmıştır. ABD yüklü paralar ödeyerek Çin'den satın aldığı yeşim heykelcikleri müzelerinde saklamaktadır. Çin'de kullanılan yeşim genel olarak nefritti. Çinliler 17. yüzyıldan sonra Burma jadeitlerinin bulunmasıyla oymalarda ve diğer araçlarda jadeit kullanmaya başlamışlardır.


 
 

23 Ekim 2013 Çarşamba

MISIR MEDENİYETİ VE FİRAVUNLAR

Ben size öncelikle biraz mısır medeniyetinin bilinmeyen geçmişinden biraz bahsetmek istiyorum.
Günümüzden 3750 yıl önce de Mısır'la ilgili bilgilere ulaşılmakta büyük zorluklar çekiliyordu... Çünkü Mısır'ın geçmişi çok daha ötelere uzanıyordu...

Kısa süren Hiksos, Asur ve Pers istilaları dışında Mısır, sürekli ve uzun bir tarihe sahiptir. Etrafının çöller ve denizlerle çevrili olması sebebiyle dış etkiler fazla olmamıştır. Bu yönüyle Mısır medeniyeti, kendine özgü şartlar içinde doğan ve gelişen medeniyettir.

Mısır'ın geçmişi deyince birçoklarımızın aklına hemen Firavunlar devri gelir... Firavunlar arasında en fazla duyulanı ise kuşkusuz ki, Ramses'tir... Özellikle de Klâsik Tarihçiler'in en fazla üzerinde durdukları Mısır'ın geçmiş tarihi, işte bu dö­nemlerdir... Ancak bu tarihler, Mısır'ın çok yakın dönemleri­dir. Mısır'ın geçmi.şini sorgulamak istiyorsak, bu tarihlerin çok daha ötelerine uzanmamız gerekir...

Örneğin M.Ö. 1750'lerde yaşayan Kral Nefer-hetop'un dönemi bizim için oldukça eski bir tarihi ifade eder. Ve Klâsik Tarihçiler ancak bu tarihlere kadar geriye giderek, "Mısır Kültürü" ile ilgili bir takım çıkarımlarda bulunmaya çalışmışlardır. Ancak bu tarih Mısır'ın geçmişini kapsamaz. Mısır'ın geçmişi, bu tarihlerden çok daha eskilere dayanır. Bunu şöy­le bir örnekle daha açık anlatmaya çalışalım:

M.Ö. 1750'lerde yaşayan Kral Nefer-hetop Osiris'e tıpa tıp benzeyen bir heykel yaptırmaya karar verdiğinde, katiplerini araştırma yapmaları için Heliopolis Kütüphanesi'nin eski arşivlerine yollamıştı. Çünkü orijinalliğinden emin olacakları bir Osiris resmi arıyorlardı!... Yani günümüzden yaklaşık 3750 yıl önce...

Yine günümüzden yaklaşık 3150 yıl önce yaşamış IV. Ramses'in de Mısır'ın kökenleriyle ilgili benzer antik araştır­malar yaptırdığı bilinmektedir.

Evet... O dönemlerde de Mısır'ın geçmişi ve kökeni araştırılıyordu!...

Şunu söylemek istiyorum ki, bizim için hayli eski bir dö­nemi ifade eden bu tarihler bile, Mısır'ın geçmişi ile karşılaş­tırıldığında hiç bir şey ifade etmemektedir.

Antik Mısır Uygarlığı dendiğinde karşımıza çıkan tarih; bizleri istesek de, istemesek de çok daha gerilere götürür. Hem de binlerce değil en az 10-12 bin yıl öncelerine... Bu nedenle Kral Nefer-hetop kendi döneminde Mısır'ın geçmişi ile ilgili bir bilgiyi araştırırken, yaklaşık 7000 - 9000 yıl öncesiyle ilgili tarihi bilgilere ulaşmaya çalışmaktaydı. Gi­zemi binlerce yıl öncesine ait Osiris'e ait bir resim bulmaya çalışan Kral Nefer-hetop'dan bugüne gelinceye kadar geçen süre, Mısır'ın geçmişini daha da unutturmuş ve bizi 10.000 yı­lı aşkın bir zaman süreciyle karşı karşıya bırakmıştır. İşte bizim araştırdığımız "Antik Mısır Sırları"nın dayandığı geçmiş böylesine devasa bir süreçle ilgilidir.


Mısır Medeniyetinde;


A. Devlet Yönetimi
Mezopotamya'da olduğu gibi Mısır'da da siyasi teşkilatlanma, şehir devletlerinin (nom) kurulmasıyla başladı. MÖ 3000 yıllarında Menes, siyasi birliği sağladı.Mısır mutlak bir krallıkla yönetiliyordu. Krallara Firavun denirdi. Aynı zamanda tanrısal bir güce sahip olduğuna inanılan firavunların halk üzerinde büyük bir etkisi vardı. Kraldan sonra en geniş yetkilere sahip olan iki vezir bulunurdu. Mısır'da katiplik en yüksek memurluktu. Yönetim bakımından illere ayrılmıştı.Her ilin başında vali bulunurdu.
Mısır zengin bir ülkeydi. Bu sebeble başlangıçta savunma amacıyla, daha sonraları sınırları genişletme amacıyla güçlü bir ordu kuruldu. Büyük kısmı yaya askerlerden oluşuyordu. Firavuna bağlı birliklere maaş ödenirdi. Eyaletlerdeki askerlere ise verilen topraklarla geçinirdi. İhtiyaç halinde halktan da asker toplanırdı.
Gelişmiş bir medeni ve ceza hukuku vardı. Miras konusunda kadın ve erkek eşitti. İlk firavundan itibaren çıkarılan kanunlar sekiz kitapta toplanmıştı. Her şehirde mahkeme bulunurdu. Bunların üzerinde "Altı Büyük Ev" adında yüksek mahkeme bulunurdu.

B. Din ve İnanış
Mısır'da, devlet yönetimi, sosyal hayat, sanat, tıp ve diğer alanlarda dinin büyük etkisi vardı. Mısır'ın en büyük tanrısı, Güneş Tanrısı "Amon-Ra" idi. Mısırlılar, tanrıları genellikle hayvan ve bazen de insan şeklinde düşünürlerdi. Bu nedenle tanrılar için tapınaklar yapmışlardır. Mısırlılar, öldükten sonra da yaşayacaklarına inanırlardı. Ancak, bunun için, ölen kişinin cesedinin bozulmaması gerekiyordu. Bu inanışın etkisiyle cesetler mumyalanırdı. Ölen kişinin ruhu, Oziris tarafından sorgulanırdı. Firavun IV.Amenofis, Mısır'da tek tanrılı bir din yaymaya çalışmıssa da başarılı olamadı.

C. Sosyal ve İktisadi Hayat
Mısır'da firavunlar ve üst yöneticiler dışında halk, çeşitli sınıflara ayrılıyordu. Bunlar memurlar ve katiplerrahipleraskerlerşehirliler, köylüler ve kölelerdi. Mısır ekonomisi tarım gelirlerine bağlı idi. Mısır'da canlı bir ticaret hayatı vardı. Önceleri takas usulüne dayanan ticarette, zamanla değerli madenler para yerine kullanıldı.

D. Yazı,Dil ve Edebiyat

Ayrıca Eski Mısır'da firavunlar, hükümdar ve ülkenin mutlak efendileriydi. Eski Mısır dilindeki "per-aâ" 'dan gelen firavun sözcüğü, önceleri krallık sarayını belirtirken, XXII. sülale döneminde bu sarayın sahibi, yani Mısır kralı da bu adla anılmaya başlanmış, bu anlamıyla sözcük, ilk olarak İbraniler tarafından yaygın biçimde kullanılmıştır. 

Eski Mısır'ın günümüze ulaşmış olan görkemli yapıları, yani piramitler, sfenksler veya obeliskler, yüz binlerce köle işçinin yıllar boyunca kırbaç ve açlık tehdidiyle ölesiye çalıştırılmalarıyla inşa edilmiştir.
Mısır'ın mutlak hakimleri olan Firavunlar, kendilerini "ilah" olarak göstermiş ve insanların kendilerine tapınmalarını istemişlerdir.
Eski Mısır hakkında bize bilgi ulaştıran kaynakların birisi, elbette Eski Mısır'ın kendi yazıtlarıdır. 19. yüzyılda ele geçen bu yazıtlar, aynı dönemde uzun çalışmalar sonucunda Mısır alfabesinin çözülmesiyle anlaşılmış ve Mısır tarihi hakkında pek çok bilgi ortaya çıkmıştır. 

D. Yazı,Dil ve Edebiyat
Mısır yazısına "hiyeroglif" (kutsal resim) denirdi. Hiyeroglifler taşlar üzerine ya da papirüs denilen bir tür kağıda yazılırdı. Hiyeroglif zamanla sadeleşerek "hiyeratik" ve "demotik" adı verilen yazı şeklini aldı. Hiyeroglif yazısı 1822'de Fransız Şampolyon tarafından okundu.Edebiyatı ilk zamanlar dini nitelikli eserler çoğunluktayken, sonraları seyahat yazıları, hikayeler, felsefi yazılar yazılmıştır.
E. Bilim ve Sanat
Mısır sanatının önemli eserleri piramitler ve tapınaklardır. Firavunlar adına yapılan piramitler, ölümsüzlüğün bir işaretiydi. Bilim adamları çoğunlukla rahiplerdi. Mısırlılar, yıldızların insan hayatı üzerinde etkisi olduğuna inanırlardı. Bu sebeble yıldızları incelediler ve astronomi ilmi doğdu. Mısırlılar, Nil'in taşması ile sınırların kaybolan tarlaların sınırlarını bulmak için geometri ve aritmetiğe önem verdiler. Çok erken zamanlarından itibaren Mısır'da 365 günlük takvimi bulup kullandılar. Yılı dörder aylık üç mevsime böldüler. (Taşma, ekme, biçme)

Mısır'da tıp bilimi de rahiplerin elinde gelişti. Mısırlı doktorlar insan vücudunu incelediler. Hastalıkların sebebleri üzerinde durup tedavi yolları aradılar. Mumyacılığın gelişmesi, insan vücudunun yakından tanınmasını, anatomisi ve tıp bilimlerinin gelişmesini sağladı.
Tapınaklar ise, firavunların kazandıkları başarılara şükretme düşüncesiyle yapılmıştır.